




« Önceki |
''CANDAN VAZ GEÇMEYİNCE CANANA VARILIRMI HİÇ AYAGINA TAŞ TAKILSA RABBİNDEN BİL GECELERİNİ GÜNDÜZLE AYDINLATAN KİM VE ÖYLE BİRİNE TALİB OLKİ ONA ULAŞTIGINDA HERŞEY SENİN OLSUN''!! zühd bir veya bir kaç şeyden birine deger verip diğerine veya diğerlerine değer vermemektir tasavvufta yani diğer anlamıyla kur'an'daki islamın hayata tatbikinde zühd önemli bir yer tutar Allah'ı talep eden dileyen kişi Allah'ın ezelde kendisi için tayin ettiği mürşid-ine tabi olduktan sonra nefsini 7 kademede tezkiye eder mürşid-e tabi olunduğu an kişinin ruhu vücudundan ayrılır ve sırat-ı müstakim'e ulaşır seyr-i sulukunu yapması ve hidayete ermesi için tabi olduktan sonra kişi zikir yapmaya başlar zikrin artarak devam etmesiyle nefs tezkiye olur nefsin 7 kademede tezkiyesine parelel bir şekilde ruh da 7 tane gök katını aşar nefsi emmare de ruh 1 nefsi levvamede ruh 2 nefsi mülhimede ruh3 nefsi mutmainnede ruh4 nefsi radiyede ruh5 nefsi mardiyede ruh6 nefsi tezkiyede de ruh 7 gök katını aşar 7.katın son ve 7.alemi olan sidretu-l müntaha'yıda geçerek Allah'ın zatında yok olur fene fillah olur allah'ın zatında yok olur fani olur ruh o'ndan gelmişti ve o'na döndü kişi bu noktada ermişlerden,evliyalardan olur eren ne? ruh kime ermiş? Allah'ın zatına.bu olaya peygamber efendimiz(s.a.v) ve Allah'ın mürşidleri 'ölmeden evvel ölmek'demişlerdir hidayete ermek bu olayın gerçekleşmesidir ve hidayet ruhun sırat-ı müstakim adlı yolu (7tane gök katından oluşan yolu) aşarak Allah'a ermesidir FENA MAKAMI:evliyalığın 1makamı Daha sonra Allah'ın zatında yok olan Allah'a teslim olan ruha indi ilahide altın taht ihsan edilir sonsuza kadar o tahtlarda kalırlar buna da bekabillah deniliyor indi ilahide sonsuza kadar baki kalmak.ayrıca indi ilahide kılınan huzur namazına katılırlar bu sebeple peygamber efendimiz(s.a.v) namaz müminin miracıdır've 'bazı insanlar hem arşta hemde arzda namaz kılarlar'buyurmuşlardır BEKA:evliyalığın 2.makamı
Bu noktaya kişi zikrini her geçen gün arttırarak gelmiştir zaten hidayete erene kadar yani ruhu Allah'a ulaşana kadar kişi Allah'ın garantisi altındadır kişinin iradesini Allah konrölü altına almıştır bir çok ayette ALLAH kendisine ulaşmayı dileyen kişiyi kendisine ulaştıracağına dair söz vermiştir asıl imtihan şeytanla ve nefisle asıl savaş bu noktada başlıyor yani hidayete erdikten sonra başlıyor kişinin üzerindeki Allah'ın garantisi koruyucu zırhı kalkmıştır artık kişiyi kendisiyle yüz yüze bırakıyor Allah yani kişiye kendini gösteriyor ve SEN 'busun' diyor eğer kişi 'tevekkül' ederse yani inanırsaki bu noktadan sonra çalışırsam ALLAH'IN yardımı gelir ve fizik vücudumu da nefsimi de irademi de ALLAH'a teslim ederim o zaman yola devam eder eğer tevekkülü olmazsa kişi bu basamakları aşmak şöyle dursun aştığı basamaklardan tekrar döner geriye yolun başına dönmüş olur buna da 'fıska düşmek' diyor kuran-ı kerim hidayete erdikten sonra kişi zikrini artırdı fena makamına geldi zikrini daha da artırdı ve baka makamına geldi geldiği noktada eğer kişinin zikri günün yarısından fazla ise ve hergün bunu Allah'a ispat ediyorsa işte o kişi ZÜHD makamına gelmiştir burası evliyalığın 3.makamıdır ahzab-4 ey amenu olanlar Allah'ı çok zikirle(günün yarısından fazla) zikredin yusuf-20:ve o'nu (yusuf'u) az bir fiyatla bir kaç dirheme sattılar çünkü o'na karşı zahidlerden idiler burada negatif zühdden bahsediyor Allahu taala yusuf (a.s) ın kardeşleri o'na değer vermiyorlar yusuf'un değerini bilselerdi bir kaç dirheme değil hiç satmak istemezlerdi işte konumuz olan ZÜHDün kurandaki işaretleri
insanlar değersiz eskimiş elbiseleri giyerek fakirlik içinde yaşayarak ZAHİD olduğunu iddia etmemeliler ZAHİD olmak dünya nimetlerine küsme o nimetleri eliyle bir kenara itme değildir nimetleri Allah'ın rızasını kazanmada ve aileni kendini başkalarına muhtaç etmeme yönünde bir araç bir vasıta olarak görmeli AMAÇ olarak görmemeli zengin bir insan mallarıyla Allah'ın rızasını kazanabilir mallarını infak edebilir yani zengin bir insanda zahid olabilir
kalbinde mal sevgisi olmadan para sevgisi olmadan aksine kalbinde allah'ın sevgisi saklayarak bulundurarak mal kazanabilir para kazanabilir ve bu kazandıklarıyla Allah'ın rızasını kazanabilir zahid olabilir kişi hergün günün yarısından fazla zikir yaparak Allah'a ispat etmeli zahid olduğunu
ispat etmeli ve Allah'a demeli ki'ben seni tercih ediyorum dünyayı değil zühd evliyalığın 4.makamıdır ama evliyalık makamları burda bitmiyor daha 4 tane evliyalık makamları var muhsinler maklamı ulul elbab(daimi zikir) makamı ihlas makamı ve salah makamı evliyalığın diğer makamları ne kadar talep o kadar ihsan
Eser:
İLAHİ AŞK
Yüzyılların ötesinden İbn Arabî gibi bir zâtın dilinden sevginin ve ilâhî sevginin mahiyeti üstündeki perdeyi bu küçük hacimli ama yoğun kitapla aralayabilirsiniz Kur'an'da aşıkların nasıl vasıflandırıldığını aşıkların hangi sıfatları taşıdığını dupduru bir dilden okumak ve sevgi deryasına dalmak isteyenler için Bil ki sevgi makâmı çok yüce bir makamdır Gene bil ki sevgi varoluşun aslıdır

Eser:
kurtuluş yollarını beyan eder bir hikmet pınarıdır
Ruhların tedavisinde vârid olan reçeteleri ihtivâ eder bir şifâ kitabıdır
Akla kalbe ruha ayrı ayrı lezzetler verir teşhis ve tedavide emsâlsiz
latîfeler ve nazik nükteler taşır bir irşâd kitabıdır
Gafleti bertaraf ile edeb burağına binip lütuf tecellîsine ulaşmak için rehber bir eserdir
Nefsten haber verir
ruha ölçüdür
latîfeleri bildirir
Şeyh - mürid ilişkisinin hakîkâtinden bahseder bereket kitabıdır
Zikrin faziletini Biiznillâhi Teâlâ beyan eder zikir kitabıdır
Aklın sınırına kadar zeka ile ve kalbin derinliğine de takvâ ile maksadları bildiren sır
kitabıdır Bedenin ruhun nefsin terbiyelerini izah eden dimağı menfî tesirlerden
arındıran nefsi tezkiye eden ruha şifa devâ kitabıdır
Baş tacı Şâzelî Nakşibendî ve Kadirî tarîkatleri imamlarından alınan el kitabıdır
Bu eser Bârî Teâlâ`ya varıp dilekte bulunmayı ve sermaye alıp memnuniyetle dönmeyi arzulayan zevâta kılavuzluk yapar
Bu eser bütün tasavvuf ehline ve tasavvufu merak edenlere bir ışık olacak.
Her harfi altınla yazılmaya lâyık, sırlar ve hikmetlerle dolu, mürşidsiz dahi yol
gösterebilecek bu eser bin dört yüz yıllık İslam izzet ve şerefinin asrımıza mirasıdır
Bu iş gönül işidir diyenler bu eseri okumadıysanız dikkat

Eser:
Kıymetli okuyucularımız sizlere her mümini yakından ilgilendiren ve onun ruhi hayatı ahlaki terbiyesiyle ilgili faydalı bir eseri daha sunuyoruz

Eser:
Kalp Allah Teâlâ’nın nazargahı ruhun sarayı insanın da aslıdır İnsanı insan yapan tüm hususiyetler kalpte toplanmıştır İçine nur inmeyen kalp aslî safiyetini kaybeder ve görevini yapamaz olur Böyle bir kalp inkârın isyanın cehaletin ve kötü ahlâkın merkezi olur
Kalp günah ile kirlenir katılaşır tedavi edilmezse ölür Üzerine perde çekilir hak olan şeyleri görmez işitmez ve anlamaz olur nihayeti ise felakettir
Bu kitapta gaflet kibir haset riya gibi birçok kalbi hastalıklar anlatılmaya tedavi yöntemleri ayet hadis ve velilerin sözleri ışığında aktarılmaya çalışılmış Kalp hastalıkların nedenleri akıbeti ve bu manevi hastalıklardan kurtuluş reçetesi sizlerin istifadesine sunulmuştur

Eser:
İslâm'ın en hassas konusu olan akaid imanın mahalli olması hasebiyle kalbin ilmidir Akaid mümin olan her kalbin neyin mümini olduğunun sınırlarını belirler ümmetim 73 fırkaya bölünecek lakin 1 fırkası cennete girebilecek onlarda ehl-i sünnete tabii olanlardır hz muhammed mustafa (s.a.v) çok degerli bir eserdir okunması şart olan bir eser....

Eser:
Aile Saadeti evlilikle ilgili akla takılan hemen her konu için başvurulabilecek güvenilir kaynaklardan yola çıkarak kaleme alınmış ender eserlerden Ailede güzel geçim ve huzuru temin etme yolları evlilikte yaşanan sorunların çözümü kadının ve erkeğin yuvadaki vazifeleri ve hakları gelin-kaynana diyaloğu eşlerin anne-babalarına karşı hukuku çocuk eğitimi ve terbiyesi sabır dua ve kanaat gibi mutluluğu besleyen güzel ahlaklar evlilikte kıskançlığın sınırı aile içi şiddet Ve evlilikle ilgili daha bir çok güncel konunun cevabını eserde bulabilmek mümkün
Aile Saadeti'nin bir diğer önemli özelliği ise ele alınan konuların Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) aile hayatından kesitlerle ve çeşitli hikayeler ibretli menkıbelerle örneklendirilmesi
Günümüzde ailelerin yaşadığı ciddi sıkıntıların bir an önce son bulması amacıyla M.Saki Erol tarafından titiz bir şekilde hazırlanan eser evliliğinde huzur ve mutluluğu yakalamayı dileyenler için Semerkand Yayınları'ndan çıktı

Eser:
Allah Resûlü (s.a.v) müminler için her yönden en mükemmel örnektir Sadece mescitte savaş meydanında ya da çarşıda değil kutlu evinde de kemalinin göz alıcı örneklerini sunmuştur O mübarek eşlerine karşı ilgili ve sevecen bir koca çocuklarına karşı şefkat ve anlayışla dolu bir baba torunları üzerine titreyen bir dede nezaket timsali bir komşu cömert bir ev sahibiydi Ashabını evliliğe teşvik eder evlilikte birlikte kemal bulacaklarına işaret ederdi bu kitap işte bu mükemmel örneğin hayatından günümüz insanına ihtiyacı olan ölçüleri hatırlatan kesitler sunmaktadır

Eser:
Sohbet üslubu vaazdan ve akademik tez usulünden ayrıdır Sohbet kitapla birlikte kalbin de konuşmasıdır İlim dili yanında hal diliyle hitap etmektir Ruh ve kalple mana alemine açık olup gelen ilahi rahmeti feyzi bereketi sevgiyi ve manevi ilaçları gönüllere ulaştırmaktır
Sohbet sahabenin mesleğidir Allah dostlarıyla yapılan sohbet dinin temelini oluşturur kemaline ulaştırır Resulullah Efendimiz'in (s.a.v) "Din nasihattan (Hakk'a davet ve samimiyetten) ibarettir"' hadisi sohbetin önemini anlatmaya yeter
Sohbetin en verimlisi Allah dostlarıyla yapılandır Bu sohbet kamil insanlarla beraber olmak ve onların nazarı altına girmektir Manevi terbiyenin ilerlemesi ve kemale ermesi de bu sohbete dayanır
Senin aşkın öyle bir iksir ki Mevlam
geldiği anda yürekte ne sızı
ne hüzün bırakıyor
Şiddetli bir kış geçiren yeryüzü nasıl ki
ilkbahar neşvünemasıyla dirilirse
senin aşkında
bela ile yoğrulan
kışa dönen gönülleri
bahar gülleri ile dolduruyor
Sarmaşık gülleri sarıyor tüm benliğimizi
öyle bir sarıyor ki
benliğimiz senin aşkında yok oluyor eriyor
Aşk “SARMAŞIK”
BAŞI “Karışık”
ORTASI “Karmaşık”
SONU “Karmakarışık”
Aşk “SARMAŞIK”
Aşk muhabbetin seveni kavraması bütün vücûduna yayılması âdeta onu SARMAŞIK dalları gibi kucaklamasıdır
Aşk yapışkan bir bitkidir İnsanların sevgisine aşk denmesi kalbe yapışmasındandır(Ferra)
Bu yapışkanın adı “SARMAŞIK” tır Ve “Işk” kelimesinden alınmıştır SARMAŞIK sarıldığı yeri nasıl kaplarsa aşk da girdiği kalbi öyle sarar sarmalar kök salar Kalpte yeşerir zamanla sararır ve sâhib-i kalbi de sarartır Aşkın kolları öyle güçlüdür ki ne aşka tutunanlar ne de aşkta tutuklu kalanlar ondan kurtulamazlar Karışan kafalarında aşka dâir sonu gelmeyen sorular belirir
Aşk mıdır cân u dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sînemin içre gelip câ eyleyen
Aşk mıdır boynuma takıp belâ zincîrini
Gezdirip Mecnûnleyin âlemde rüsvâ eyleyen
(Muhibbî)
Aşk âşıkların ışığıdır Bütün yangınların âteşidir Mansur’un celladı Şîrin’in Ferhad’ıdır Halîl’in “Verd” i Züleyhâ’nın “Derd”idir
Aşk imiş ışık veren âşıklara
Aşk imiş âteş veren yanıklara
Aşk imiş derde bırakan dem’i
Aşk imiş deva veren âşıklara
(Hicrânî)
VE İNCE BİR nimettir Ve dahi hikmetle anlaşılmaya şefkatle sevilmeye lâyıktır İbrahimî “Lâ uhibbu’l-âfilîn” feryadının üç harf ve altı noktaya dökülmüş halidir aşk
Güzelliğe iştiyaktır ve hakikî güzeli gösteren bir pusuladır
Batıp yitenin sevgili olamayacağını haykıran bir dellâldır
Kalbimin ebedî aşk için yaratıldığını ve sadece ama sadece Ona ayna kılınan o kalbe kaybolup giden zeval mahkûmlarının giremeyeceğini anlatan bir işarettir
Aşk ile ebede yönelirim ve aşk gözyaşlarıyla Ebedî Sevgili’yi ararım
Geldim Mevlam kabul edermisin bu aciz kulunu
Ey Allah’ımSana aşkımı ilan ediyorum
Seni Seviyorum Seni Seviyorum Allah’ım
Ne olur ne olur sen de beni sev Ne olur sen de beni sev
Beni sevginle yaşat ve Sevginle canımı al
Sevginle dağıt bedenimi Tekrar sevginle bir araya getir
Sevginle çıkayım kabirden
Sana koşayım yüreğimdeki sevginle
Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan
nur üstüne nur olan Allah’ım
Nurunla nurlandır yüzümü
Nurunla nurlandır bedenimi
Nurunla nurlandır yüreğimi
Ya Sultan! Kendine esir et beni
Ya Canan! Kendine meftun et beni
Ya Allah!
Ya Allah!
Ya Allah!
Ey En Büyük Sevgili
Ben seni çok seviyorum yarabbi ne olur sen de sev beni
Varsın hiç kimse bilmesin beni
Varsın hiç kimse sevmesin beni
Yeter ki sen sev beni Allah’ım yeter ki sen sev beni
Kabul edermisin?
Kapındaki gedanı
Ebedi sevgilim
İmanımı tazeliyorum Mevlam
La ilahe illallah Muhammeden Resulullah
Neyleyim Dünyayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Ukbayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Sensiz Yazı Kışı Baharı
Neyleyim Seni Bilmeyen Bir Beni
Mevlam Cemalullahına kavuştur bizleri
Tasavvuf Allah'ı gönülden sevme işidir Mutasavvıf ise tasavvuf ile uğraşan ehil kişidir Mutasavvıflara göre aşk her şeyin üzerindedir ve âlemin varlık sebebinin aşk olduğu inancı hâkimdir Tanrı "Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi sevilmeyi istedim" demiş ve sırf kendi güzelliğine âşık olmak için insanoğlunu yaratmıştır Bu yolda Hallac-ı Mansur Enel Hak (Ben Hak'kım) diyerek aşkın Yaradan'da yok olmak olduğunu iddia etmiş ve bu iddiasının karşılığını da yakılıp küllerinin Dicle'nin suyuna savrulmasıyla ödemiştir Uzun yıllar sonra Mevlana gibi büyük bir mutasavvıf Hallac-ı Mansur'un teşhisinin doğruluğunu savunmuştur "Ben size şah damarınızdan daha yakınım " ayeti de bunu doğrular mahiyettedir Çünkü asıl âşık olunan kavuşmak için arzulanan Allah'tır Mutasavvıflara göre beşeri aşk ilahi aşkın yeryüzüne yansımasından ibarettir Allah ruhları Bezm-i Elest'te bir araya topladığında âşıklar orda birbirini görmüş söz vermişlerdir Bir diğer inanışa göre ise ruhların yarım olduğu söylenir Âşıklar ne zaman bir bedende iki ruh olur işte o zaman ruhların tamamlanacağı inancıdır Aşk ruhani olup cinsel arzuların dışına taşmaktır Bu haliyle aşk zenginlik fakirlik varlık ve yokluğun üzerindedir Ölümden daha güçlü olan ölümü göze aldıran candan daha kıymetli canın feda edildiği şeydir Bir mıknatıs gibidir aşk Âşıklar nerde olursa olsun cuz-i irade onların yollarının bir yerde muhakkak kesişmesini sağlar Aşk aramakla bulunmaz Aksine ansızın ve habersizce gelen bir beladır Öyle bir beladır ki aşk gelirken derdi acıyı kederi de beraberinde getirir Çaresi ise bu beladan tat almak gam keder tasa içerisinde boğulmaktır aşık acı çeker Bu acı öyle bir acıdır ki ne kılıç yarası ne de başka bir yaraya benzer Çünkü aşk acısı tenden ziyade ruhu acıtır Bu acı ne kadar ağır olursa olsun seven insan o acıdan zevk almasını bilir Ayrıca aşkta ne makam ne de denklik aranır İnsanoğlu yalnız başına sadece bir tenden ibarettir Bu tene can olan ise sevilen yani canandır Aşksız insan bir boşluk içerisinde savrulup durur hayatı bir düzensizlikler silsilesidir Bunun sebebi ise muhayyilemizde hep onun olması ümidin idealin o olmasında saklıdır Aşk sevgili ile buluşma ona kavuşma ama muvaffak olamama arzusudur Çünkü aşka erdiği zaman onun biteceğinden o zevk veren acının kaybolacağından korkar Âşıklık bir süreklilik arz edeceğinden zamanla alışılır ve yaşam biçimine dönüşür Aşk makamına yükselen Allah'ın vahdetini ve birliğini anlar Büyük âlimler önce beşeri aşkı yaşamış sonra ilahi aşka ulaşmıştır Hakikate ancak aşk yoluyla aklı terk etmekle ulaşılacağına inanılır Gönülde aşk varsa akıl idrak edemez Bu yaşam biçimi aslında nefsaniyet duygusunun öldürülmesidir Yukarıda da değindiğimiz gibi aşk şehvet duyguları makam ve paranın üzerindedir Bir rivayete göre Züleyha Yusuf'u bulmak için yetmiş deve yükü serveti bu yolda harcamıştır Aşığın gözü kördür derler Bu sözün anlamı sevenin canandan başkasını görmediği için söylenmiştir Ancak bu sözle sadece bu düşünceyi ima etmek eksik olur Çünkü seven cananın eksiklerini de görmez Aşk bazen uzun zamanlar sonunda bazen de ilk bakışta ortaya çıkar Bazen de didişmeyle başlar Ya aşk biter mi Ruha olan aşk hiçbir zaman bitmez Çünkü ruh kalıcıdır Ama surete olan aşk belirli bir süre sonra o güzelliğin ölümüyle birlikte son bulmaya mahkûmdur Göz gönül penceresi olduğundan dolayı aşkın ilk başladığı yer ise gözlerdir Tasavvuf edebiyatında sevilenin kaşları yaya gözleri ise kalbi hedef alan oka benzetilir Leyla ile Mecnun Yusuf ile Züleyha Ferhat ile Şirin Aslı ile Kerem ve daha nice zamana ve mekâna sığmayan aşklar ve âşıklar Aşkın büyüklüğü çekilen cefada ezada ve çilede gizlidir İnsanoğlu erişilmeyene ulaşılmayan her zaman daha çok arzu duyar O ne kadar uzak olursa ona karşı şiddetli bir istek vardır Tasavvuf edebiyatında simgeler dizisi içerisinde gül ile bülbül önemli bir yeri vardır Sevilen bir güle benzetilir En güzel gül ise peygamberimiz( s.av.) dır İslam dinine göre insanoğlu yaradılış itibariyle meleklerden bile üstün yaratılmıştır İşte bu üstün yaratığın en güzeli de Hz. Muhammed'dir En büyük sevgili odur Çünkü asıl sevgili olan Allah'a ulaşmanın yolu peygamberimiz sünneti ve onun aracılığıyla indirilen kuran-ı kerim'i doğru anlamak ve uygulamaktan geçmektedir Yukarıda da değindiğimiz gibi Hallac-ı Mansur'un dediği gibi sevgilide yok olunmalıdır Mevlana Celalettin Rumi ise aşkı tapılması gereken bir din olarak nitelemektedir Aşkın başlangıcı esnasında aşıka yüceltilirken âşık kendini sürekli aşağı çeker Belirli bir süre sonra bu hareket tam aksi yönde ilerler Son aşamada bu süreç dengelenir Unutulmamalıdır ki naz sevilene yapılır İnsanoğlu doğduğu andan itibaren ben demesini öğrenir Ne zaman âşık olur işte o zaman sen demesini öğrenir Bu cümleden de anlaşılacağı gibi aşk insanın kendi bencilliğini kırması için bir araçtır Çünkü aşkta sevilene itaat söz konusudur Âşık kendisi için değil aşkı için yaşar ona benzemeye çalışır Onun hoşuna giden davranışları sergiler Onu güldürebilmek için en kötü hallere bile katlanır Çünkü onun gülüşü gülün açışıdır Birçok kimse hazı arzuyu birbirini karıştırdığından kendisini âşık olarak nitelendirir Bunun sebebi ise aşkta ölçünün kişinin kendisi olmasıdır Hiçbir insan ne Leyla'nın ne de Mecnun'un duygularını anlayamaz ve de yaşayamaz İnsan ne zaman gerçek aşkı bulur işte o zaman daha önce yaşadıklarıyla bir mukayese ve muhasebe hesabına girerek gerçek aşkı anlayabilir Ancak yine de aşkın belirtileri vardır İnsan sevgiliyi gördüğü zaman kalp atışları hızlanır yüzü kızarır söz söyleyemez olur Aşığın korktuğu tek şey sevilenin bir çift gözüdür O gözler o kadar derindir ki düşeceğinden korkar Ayrıca seven insan sevgiliden söz edilmesinden haz alır onu sözcüklere sığdıramaz O'nu seveni ve O'nun akrabaları sevene tatlı gelir İnsan fıtratı gereği büyük bir sevgi taşımaktadır Bu sevginin dışarıya çıkması için bir aynaya ihtiyaç vardır İşte o ayna sevgilidir Aslında kişi kendisine âşıktır sevilen sadece bir simgeden ibarettir Âşık olduğu şey kendi hüsn-i zan ve taşıdığı duygularının anlam bakımından güzelliğidir Ünlü İslam bilginlerinden Arabî ise aşkın aşığın güzelliğine girdiğini söylemektedir Bir rivayete göre insan sevdiğini ömrü boyunca sadece kendisinde saklarsa Allah katında şehitlikle müjdeleneceğidir Bu da aşkı kendinde saklamanın ne kadar ağır bir yük olduğunun göstergesidir
SENİ DİLENDİM SENDEN
İSTEYEN BEN İSTETEN SE SEN.
SENDE BULDUM BENİ
BENDEKİDE SEN
SEN SENSİN AMMA
BEN SEN OLAMADIM
AŞKLA BULDURDUN SENİ
GEZDİRDİN KONYAYI MENZİL İ
GEZEN BEN GEZDİRENSE SEN
DERVİŞ YUNUS DER?
DÖRT KİTABIN MANASI BİR ELİFTE SAKLI?
BEN BİLMEM ELİF BE
BEN BİLİRİM AŞKI..
İSTEYENE VER İSTEDİGİNİ
BANA KENDİNİ VER KENDİNİ..
AŞKINLA YANSIN VÜCUDUM
YANAN BEN YAKANSA SEN..
MUSTAFA YANDI BİTTİ KÜL OLDU..
EZELİ VE EBEDİ OLANSA SEN
www.menzil.net
www.radyoonbes.com
www.dursunalierzincanli.com.tr
www.omerdongeloglu.com
www.haceganilahigrubu.com
www.haniga.net
www.semerkand.com.tr
www.semerkanddergisi.com
www.semerkandturizm.com
www.semersahturizm.com
naksibenditarikati.blogcu.com
seyyahin.blogcu.com
www.sitem.gen.tr
www.menzililahileri.tr.gg
AŞK'I BULMANIZ İÇİN YANMANIZ LAZIM YANMANIZ İÇİNDE BENİ BULMANIZ LAZIM....
ALLAH İLE MÜNECAT'A GİRDİGİMDE ÖYLE BİR HAL OLMALIYIM Kİ ARAMIZDAKİ O AŞK BİLE OLMASIN.....
AŞK'I OLMAYANIN DİNİ İMANI OLMAZ....
YANMASI VE YAKMASI BİR OLMAYAN AŞK OLAMAZ....
HERŞEY BİTİP TÜKENİR AŞK'SA BİTİP TÜKENMEYENDİR.....
AŞK' ANLATILMAZ YAŞANIR.....?
AŞIKLARLA GEZEN AŞIK OLUR....
Her türlü kemale erişi aşkta gören Mevlana'nın bütün eserleri aşka dairdir Zira aşk hayatin aslidir özüdür Kainatın yaratılış sebebi aşktır 'Sen olmasaydın bu gökleri yaratmazdım' Kudsi hadisiyle varlık alemlerinin yaratılmasındaki yegane maksadın Cenab-i Hakkin Hazreti Peygambere duyduğu sevgi olduğu belirtilir Mademki varlığın mayası aşktır aşkın en ileri noktası olan Allah aşkı ve muhabbeti her şeyin üzerinde değere sahiptir Mevlana bu düşünceden hareketle binlerce beyitte ilahi aşkı söylemiştir Onun aşka dair düşüncelerini dört grupta toplamak mümkündür Akıl ve aşk mukayesesi aşkın üstünlüğü ve değeri fanilere duyulan aşkın geçersizliği aşktan nasibi olmayanların zavallılığı
Mana Padişahı Mevlana'ya göre akıl ve ilim gayb aleminin gerçeklerini kavramada yetersizdir Bunlar insanı bir noktaya kadar götürür ancak hedefe ulaştıramaz Fakat insan aşktan kanatlara sahipse ilim ve aşkın hayal edemeyeceği kadar yücelir Tıpkı miraç gecesi olduğu gibi O kutlu gecede Hazreti Peygamber ve Cebrail gök katlarında yükselirken Sidre-i Müntehaya gelince Cebrail "Bir parmak ucu daha ilerlersem yanarım" diyerek kalmış Hazret-i Peygamber ise Sidre'yi geçerek Cenab- Hakka yakınlığın son derecesine ulaşmıştırSidre-i Münteha denen yer gerek melek gerekse peygamber bütün varlıkların ulaşabildiği son noktadır Bir başka deyişle emr-i İlahiden başka her şeyin son bulduğu yerdir Mutasavvıflar buradan hareketle Cebrail'i beşer idrakin ilim ve aklın sembolü Hazret-i Peygamber'i ise gönül ve aşkın timsali olarak görürler
Hazret-i Mevlana bu hususa işaret eder
"Gerçi başlangıçta akıl muallimdi
Sonra akıl üstatken ona talebe olur
Akıl Cebrail gibi ' Bir adım daha gitsem bu kol kanat yanar
Sen bana bakma yürü geç ! Benim için daha ileri yer yok' der (Mesnevi,I/ 1112-14)
Bu yüzden Mevlana aşkı her sufinin yaşaması gerekli bir hal olarak görür Ona göre ancak aşkla sevgiliye Hakk'a bağlanan gönül muteberdir (Mesnevi,I / 1853). Cebrail gibi akıl ile insan Allah'a ulaşamaz yarı yolda kalır İnsanla Allah arası bir deniz mesafesi ise akıl bu denizde bir yüzücü aşk ise bir gemidir Yüzmek güzeldir ama uzun bir yolculuk için yeterli değildir. İnsan yüzerken yorulabilir boğulabilir Ama gemiye binen hedefine ulaşır (Mesnevi IV/ 1423-27)
Diğer taraftan yalnızca görünen zahiri ibadetle de Cenab-ı Hakka ulaşmak yorucu bir iştir Binde bir kişiye nasip olur Nitekim "Kıyamette namazları oruçları sadakaları getirip teraziye koyarlar Fakat sevgiyi getirdikleri zaman bu İlahi aşk teraziye sığmaz Bu yüzden asıl olan aşktır (Fihi Mafih 325-326)
Bu aşkın mahiyeti ise sözle anlatılmaz satırlara sığmaz Ancak tadanlar bilir
Birisi sordu 'Aşıklık nedir ? Dedim ki " Benim gibi olursan bilirsin " (Mecalis-i Sab'a, 82)
Yüce Sultanın "Ben ol da bil" sözü Cenab-ı Hakka ulaşma yolundaki "bilmekbulmak olmak merhalelerinin son derecesinin aşk ile gerçekleştiğini ifade eder İlim ve akıl ise sadece bilmeyi sağlar Yine Mesnevide
"Aşk her ne şekilde açıklasam da anlatsam da onu tarifte insan dilsiz kalır
Kalem gerçi her şeyi yazar ama aşka gelince başı döner
Akıl aşkı anlatmada çamura batmış eşek gibidir Aşkı ve aşıklığı yine aşk izah eder
Güneşe delil yine güneştir Sana delil lazımsa güneşten yüzünü çevirme" (Mesnevi, I/ 117-121) beyitleriyle aşkın tarife sığmadığı söylenilirken aklin acizliği bir kere daha dile getirilir
Aşk yüzünden elbisesi yırtılanın hırstan ve ayıptan temizlendiğini aşkın bütün hastalıkların hekimi kibir ve azametin ilacı olduğunu topraktan yaratılan bedenin aşkla yüceldiğini (Mesnevi, I/22-25) söyleyen Mevlana insanların hırs tamah kibir kıskançlık ve kin gibi kötü huylardan ancak İlahi aşk ile arındığını belirtmek ister Toplumda İlahi sevgi ile manevi alemi tanıyanlar çoğunlukta olursa aksaklıklar düzelir huzur hakim olur Diğer yandan insanın dünyadaki geçimi için bir sanat öğrendiği gibi ahireti kazanmak için de bir sanat öğrenmesi bu din sanatının kazancının da aşk olduğu öğütlenir (Mesnevi II/2618-27)
Mevlana
Anam aşk babam aşk
Peygamberim aşk Allahım aşk
Ben bir aşk çocuğuyum
Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim
sözleriyle aşkın dört hak mezhebin özü olduğunu belirtir Buradan anlaşılan şudur ki yalnızca dinin kurallarına uymakla yetinenler dinin özünü tanımayıp kabukta kalanlardır Asil olan insanin ibadetlerine Allah aşkını katması tam bir ihlas ve samimiyetle kulluk etmesidir
Hazret-i Mevlana Allah aşkının dışındaki sevgilere aşk denemez
"Aşk renge ve kokuya bağlı olursa o aşk değildir kişiye bir utançtır" (Mesnevi,I/224)
"Faniye olan aşk ebedi değildir Çünkü insan bu düzenin hükmüne ebediliğe müsait değildir
Her an gönüle feyizler veren goncadan daha taze olan gözün ve ruhun safası olan İlahi aşk bakidir
Daima diri ve ebedi olana aşık ol Sırrını o nura kavuştur
Onun aşkını iste Çünkü bütün peygamberler veliler bu aşkı iksirin ta kendisi bildiler
"Bu aşka bende kabiliyet yok deme Kerem sahibinin ihsan etmediği bir nesne yoktur (Mesnevi I /226-230)
"Külle aşık olanlar cüz' e itibar etmez Cüz' e meyleden küllün isteyicisi değildir" (Mesnevi,I/ 2903) beytiyle Mevlana Allah aşıklarının Cenab-ı Hak dışında başka hiçbir şeye değer vermediğini sevgisini fani unsurlara yöneltenin ise Allah aşkından yoksun olduğunu belirtir Ancak bazen istisnai durumlar olabilir İnsan faniye duyduğu aşkta kararlı vefalı ve sadık ise bu mecazi aşk onu gerçek sevgiye ilahi aşka götürebilir
"Vehme hevese aşık olan sadıksa bu mecaz onu hakikate götürür" (Mesnevi I /2861)
Mecnun Leyla'nın aşkıyla yola çıkmış neticede Mevla'nın aşkına ulaşmıştır
Ama insanın ne mecazi ne hakiki aşktan nasibi yoksa Hazret-i Mevlana bunlara sert bir dille çatar
"Mademki aşık olmuyorsun git yün ör iplik eğir
Yüz işin var yüz renge boyanmışsın yüz rengin var yüz alacan
Mademki kafatasında aşk şarabı yok
Var geliri bol kişilerin mutfağında kase yala
(Rubailer126)
"Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa o uçmayan kanatsız kuş gibidir" (MesneviI/31)
Yaradılışın özünü ve insanın fani benliğinden yükselişini aşkta bulan Mevlana aşksız geçen ömrü ömür saymaz
"Baht sana yar olur yaver kesilirse
Aşk, seninle işe güce girişir
Aşksız ömrü hesaba sayma
O sayıdan dışarda kalacaktır çünkü"
(Mecali-i Saba 43)